İstanbul'da Gezip Görülecek Yerler - Avrupa Yakası

İstanbul'da Gezip Görülecek Yerler - Avrupa Yakası

İstanbul'da Gezip Görülecek Yerler - Avrupa Yakası

İstanbul'da Gezip Görülecek Yerler - ...

İstanbul Avrupa Yakasında Gezip Görülecek Yerler



TOPKAPI SARAYI
Topkapı Sarayı, Osmanlı sultanlarının ikametgâhı, devletin yönetim ve eğitim merkezidir. İstanbul fatihi Sultan II. Mehmed tarafından 1460-1478 tarihleri arasında yaptırılmış olan ve zaman içerisinde bazı ilavelerin yapıldığı Saray’da, Osmanlı padişahları ve Saray halkı 19. yüzyıl ortalarına kadar ikamet etmiştir. 1850’lerin başında Sultanlar, mevcut Saray 19. yüzyılın devlet protokolü ve merasimlerine ilişkin gereksinimleri karşılamakta yetersiz kaldığı için Boğaz’daki Dolmabahçe Sarayı’na taşınmışlardır. Ancak saltanat hazinesi, Mukaddes Emanetler ve imparatorluk arşivleri Topkapı Sarayı’nda muhafaza edilmiş, bir baba ocağı olması ve Mukaddes Emanetler’i barındırmasından dolayı burada devlet törenleri yapılmaya devam edilmiştir. Topkapı Sarayı, Osmanlı monarşisi 1922’de kaldırıldıktan sonra, 3 Nisan 1924’te Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle müzeye dönüştürülmüştür.

 Marmara Denizi, İstanbul Boğazı ve Haliç arasında, İstanbul yarımadasının ucunda bulunan   Sarayburnu’ndaki Bizans akropolü üzerine inşa edilen Saray, 1400 metre uzunluğundaki “Sur-ı   Sultani” denilen yüksek ihata duvarları ile karadan, deniz tarafından ise Bizans surlarıyla çevrilmiştir. Saray’ın kapladığı alan yaklaşık 700.000 metrekaredir. Bu alanın önemli bir bölümü Hasbahçe’ye ayrılmıştır. Topkapı Sarayı temelde Bîrun ve Enderun olmak üzere iki teşkilattan oluşur. Harem, Enderun’un bir bölümüdür. Saray’ın oturum planı, merasimleri, mekânları bu teşkilata göre düzenlenmiştir. Topkapı Sarayı; Bâb-ı Hümâyun, Bâbüsselâm ve Bâbüssaâde adlı üç ana kapı, dört avlu, Harem, Hasbahçe (Gülhane) ve bahçelerden oluşur. Topkapı Sarayı, mütevazı bir saraydır; imparatorluğun büyük harcamaları daha çok muhteşem camiler, kışlalar, köprüler, kervansaraylar ve konaklama tesisleri için yapılmıştır. 16. yüzyılın ünlü mimarı Mimar Sinan bile bu sarayda sadece bir bölüm inşa etmiştir. Ama Saray’ın kendine özgü binaları, nefis çinileri ve tabiatla iç içe geçmiş yapısı kadar, Sarayburnu’ndaki konumu da ona doğal bir güzellik ve ihtişam verir. Öte yandan Topkapı Sarayı’nın olağanüstü zenginlikteki koleksiyonları ve son derece ilgi çekici hikâyelerle örülü tarihi bu sarayı dünyanın en görülmeye değer saraylarından biri kılar. Ziyaret saatleri ve ücretler hakkında bilgi için tıklayınız.





EMİRGAN KORUSU
Her yıl nisan ayında düzenlenen Lale Festivalinin muhteşem atmosferi gerçekten görülmeye değer. Emirgan Korusu ve Parkı'nda değişik figürlerle özel olarak işlenmiş ormanlık ağaçlar ve rengarek çiçekleriyle İstanbul Boğazı'na karşı bu eşsiz doğal güzellerin içinde fotoğraf çekilmenin ve piknik yapmanın keyfini çıkarabilirsiniz. Eğer isterseniz Sarı Köşk, Pembe Köşk veya Beyaz Köşk'te kahvaltı yada diğer öğünlerin tadına varabilirsiniz. Emirgan Korusu içinde bulunan köşklerde, hafta içi serpme kahvaltı olarak servis edilmekte, hafta sonları ise açık büfe şeklindedir. Sarı Köşk, iki köprüye hakim boğaz manzarası ile Emirgan'da kahvaltı denildiğinde ilk akla gelen köşktür. Sarı Köşk'te hafta içi 09:00 - 13:00 saatleri arasında serpme kahvaltı, hafta sonları ise 09:30 - 13:30 saatleri arasında açık büfe kahvaltı şeklinde servis edilmektedir.

Serme kahvaltı ve açık büfe kahvaltı ücretleri ortalama 35 - 45 tl arasındadır. 0-5 yaş ücretsiz, 6 yaş üstü kahvaltı ücreti 25 tl olarak belirlenmiştir. Pembe Köşk, tipik bir Osmanlı evi görünümünde ve uzun yıllar padişahların seyir mekanı olmuştur. Köşkte hafta sonu kahvaltı 09:00 - 14:00 saatleri arasında servis edilmektedir. Kahvaltı ücretleri ortalama 35 - 45 tl arasındadır. Beyaz Köşk ise Emirgan Korusu'ndaki en özel botanik düzenlemeye ve bitki çeşitliliğine sahiptir. Özellikle bahar aylarında bir başka güzelliği var. Beyaz Köşk'te hem hafta içi hem de hafta sonu 09:00 - 14:00 saatleri arasında serpme kahvaltı servis edilmektedir. Serpme kahvaltı kişi başı ücreti ortalama 35 tl civarındadır.

Adres: Reşitpaşa Mahhallesi, Emirgan Sokak, Sarıyer - İSTANBUL





SULTANAHMET MEYDANI
Sultanahmet Meydanı, her yıl milyonlarca yerli ve yabancı turistin ziyaret ettiği gerek İstanbul’un gerekse de Türkiye’nin en önemli meydanlarından biridir ve Eminönü ilçesine bağlıdır. Bizans devrinde Hipodrom olarak bilinen Sultanahmet Meydanı o dönemde ‘At binenlerin, atların meydanı’ olarak anılırdı. Osmanlı döneminde bu meydana ‘At Meydanı’ denirdi.

İstanbul’un en önemli eserlerinden olan Ayasofya, Sultan Ahmet Camii, Türk ve İslam Eserleri Müzesi, Yerebatan Sarnıcı, Dikilitaş burada yani Sultanahmet Meydanı çevresinde yer almaktadır.




SULTANAHMET CAMİİ
Sultan Ahmet Camii, 1609-1616 yılları arasında Osmanlı Padişahı I. Ahmed tarafından İstanbul’daki tarihî yarımadada, Mimar Sedefkâr Mehmed Ağa’ya yaptırılmıştır.[1] Cami mavi, yeşil ve beyaz renkli İznik çinileriyle bezendiği için ve yarım kubbeleri ve büyük kubbesinin içi de yine mavi ağırlıklı kalem işleri ile süslendiği için Avrupalılarca “Mavi Camii (Blue Mosque)” olarak adlandırılır. Ayasofya’nın 1935 yılında camiden müzeye dönüştürülmesiyle, İstanbul’un ana camii konumuna ulaşmıştır.

Aslında Sultanahmet Camii külliyesiyle birlikte, İstanbul'daki en büyük yapı komplekslerinden biridir. Bu külliye bir cami, medreseler, hünkar kasrı, arasta, dükkânlar, hamam, çeşme, sebiller, türbe, darüşşifa, sıbyan mektebi, imarethane ve kiralık odalardan oluşmaktadır. Bu yapıların bir kısmı günümüze ulaşamamıştır.

Yapının mimari ve sanatsal açıdan dikkate sayan en önemli yanı, 20.000’i aşkın İznik çinisiyle bezenmesidir. Bu çinilerin süslemelerinde sarı ve mavi tonlardaki geleneksel bitki motifleri kullanılmış, yapıyı sadece bir ibadethane olmaktan öteye taşımıştır. Caminin ibadethane bölümü 64x72 metre boyutlarındadır. 43 metre yüksekliğindeki merkezi kubbesinin çapı 23,5 metredir. Caminin içi 200’den fazla renkli cam ile aydınlatılmıştır. Yazıları Diyarbakırlı Seyyid Kasım Gubarî tarafından yazılmıştır. Çevresindeki yapılarla birlikte bir külliye oluşturur ve Sultanahmet, Türkiye’nin altı minareli ilk camiidir.




YEREBATAN SARNICI
İstanbul'un görkemli tarihsel yapılarından birisi de Ayasofya’nın güneybatısında bulunan Bazilika Sarnıcı’dır. Bizans imparatoru I. Justinianus (527-565) tarafından yaptırılan bu büyük yeraltı sarnıcı, suyun içinden yükselen ve sayısız gibi görülen mermer sütunlar sebebiyle halk arasında “Yerebatan Sarayı” olarak isimlendirilmiştir. Sarnıcın bulunduğu yerde daha önce bir Bazilika bulunduğundan, Bazilika Sarnıcı olarak da anılır.

Sarnıç, uzunluğu 140 metre, genişliği 70 metre olan dikdörtgen biçiminde bir alanı kaplayan, dev bir yapıdır. Toplam 9.800 m2 alanı kaplayan bu sarnıç, yaklaşık 100.000 ton su depolama kapasitesine sahiptir. 52 basamaklı taş bir merdivenle inilen bu sarnıcın içerisinde her biri 9 metre yüksekliğinde 336 sütun bulunmaktadır. Birbirine 4.80 metre aralıklarla dikilen bu sütunlar, her biri 28 sütun içeren 12 sıra meydana getirirler.  Çoğunluğu daha eski yapılardan toplandığı anlaşılan ve çeşitli mermer cinslerinden yontulmuş sütunların büyük bir kısmı tek parçadan, bir kısmı da iki parçadan oluşmaktadır. Bu sütunların başlıkları, yer yer farklı özellikler taşır. Bunlardan 98 adedi Corint üslûbu yansıtırken bir bölümü de Dor üslûbunu yansıtmaktadır.  Sarnıçtaki sütunların köşeli veya yivli biçimde olan birkaç tanesi hariç büyük bir çoğunluğu silindir biçimindedir. Sarnıcın ortasına doğru kuzeydoğu duvarı önünde yer alan 8 sütun, 1955-1960 yıllarında yapılan bir inşaat sırasında kırılma tehlikesine maruz kaldıklarından, bunların her biri, kalın bir beton tabaka içine alınarak dondurulmuş ve bu yüzden eski özelliklerini kaybetmişlerdir. Sarnıcın tavan aralığı kemerler vasıtasıyla sütunlara aktarılmıştır. Sarnıcın tuğladan örülmüş 4.80 metre kalınlığındaki duvarları ve tuğla döşeli zemini, Horasan harcından kalın bir tabakayla sıvanarak su geçmez hale getirilmiştir. 

Bizans döneminde bu çevrede geniş bir sahayı kaplayan ve imparatorların ikamet ettiği büyük sarayın ve bölgedeki diğer sakinlerin su ihtiyacını karşılayan Yerebatan Sarnıcı, İstanbul’un Osmanlılar tarafından 1453 yılında fethinden sonra bir müddet daha kullanılmış ve padişahların oturduğu Topkapı Sarayı’nın bahçelerine buradan su verilmiştir.

Müze Ziyaret Saatleri : Her gün 09:00 - 18:30 
Adres: Yerebatan Cad. Alemdar Mah. 1/3 34410 Sultanahmet-Fatih/İSTANBUL
Telefon: 0 (212) 512 15 70 – 522 12 59




AYASOFYA CAMİİ
Dünya mimarlık tarihinin günümüze kadar ayakta kalmış en önemli anıtları arasında yer alan Ayasofya; mimarisi, ihtişamı, büyüklüğü ve işlevselliği yönünden sanat dünyası açısından önemli bir yer teşkil etmektedir.

Ayasofya Doğu Roma İmparatorluğu’nun İstanbul’da yapmış olduğu en büyük kilise olup aynı yerde üç kez inşa edilmiştir. İlk yapıldığında Megale Ekklesia (Büyük Kilise) olarak adlandırılmış, 5. yüzyıldan itibaren ise Ayasofya (Kutsal Bilgelik) olarak tanımlanmıştır. Ayasofya Doğu Roma İmparatorluğu boyunca hükümdarların taç giydiği, başkentin en büyük kilisesi olarak katedral işlevi görmüştür.

Birinci kilise, İmparator Konstantios (337-361) tarafından 360 yılında yapılmıştır. Üstü ahşap çatı ile örtülü, uzunluğuna gelişen (bazilikal) planlı birinci yapı, İmparator Arkadios’un (395–408) karısı İmparatoriçe Eudoksia ile İstanbul Patriği İoannes Chrysostomos arasında çıkan anlaşmazlıklar nedeniyle, patriğin sürgüne gönderilmesi üzerine 404 yılında çıkan halk ayaklanması sonucunda yakılıp yıkılmıştır. (Bugün patriğin mozaik tasviri, Ayasofya’nın kuzey tymphanon duvarında görülebilmektedir.)
Günümüzde ilk kiliseye ait herhangi bir kalıntı bulunmamakla birlikte, müze deposunda bulunan Megale Ekklesia damgalı tuğlaların bu yapıya ait olduğu düşünülmektedir.

İkinci Kilise, İmparator II. Theodosios (408-450) tarafından 415 yılında yeniden inşa ettirilmiştir. Bu yapının, beş nefli, ahşap çatı ile örtülü ve anıtsal bir girişe sahip bazilikal planda olduğu bilinmektedir.

Kilise, İmparator Justinianos’un (527–565) 5. saltanat yılında, aristokrat kesimi temsil eden maviler ile esnaf ve tüccar kesimi temsil eden yeşillerin İmparatorluğa karşı birleşmesi sonucunda çıkan ve tarihte “Nika İsyanı” olarak geçen, büyük halk ayaklanması sırasında 13 Ocak 532 yılında yıkılmıştır.

1935 yılında İstanbul Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün A. M. Scheinder başkanlığında yapılan kazılarda, bugünkü zeminin yaklaşık 2.00 m altında görülebilen II. yapının Propylon’una (anıtsal giriş kapısı) ait basamaklar, sütun kaideleri ve On İki Havari’yi temsil eden kuzu kabartmaları ile süslü friz parçaları bulunmuştur. Ayrıca anıtsal girişe ait diğer mimari parçalar ise batı kısımdaki bahçede görülebilmektedir.

Ziyaret Saatleri:

YAZ SEZONU- 1 NİSAN - 31 EKİM ARASI 09.00 - 19.00
Gişe Kapanış Saati: 18.00

KIŞ SEZONU- 1 KASIM - 31 MART ARASI 09.00 - 17.00
Gişe Kapanış Saati: 16.00

 Giriş Ücreti: 72 TL.



PİER LOTİ
Birçok kez İstanbul'da bulunmuş olan Pierre Loti, İstanbul'a ilk kez 1876 yılında bir Fransız gemisiyle, görevli subay olarak geldi. Loti, Osmanlı yaşam biçiminden etkilendi ve pek çok eserinde bu etkiyi gösterdi. Aziyadé adlı romanına adını veren kadınla burda tanıştı. İstanbul'da bulunduğu zamanlarda Eyüp'te yaşadı. İstanbul'a hayran olan Pierre Loti, kendisini her zaman Türk dostu olarak nitelendirdi.

1913 yılında yazdığı La Turquie Agonisante (Can Çekişen Türkiye) kitabıyla Batı politikalarını eleştiren Loti aynı yıl devlet konuğu olarak Türkiye'ye geldiği zaman, Tophane Rıhtımı'nda büyük bir törenle karşılanarak Sultan Reşat tarafından sarayda ağırlandı. Balkan Savaşları'da, I. Dünya Savaşı'nda ve sonrasında Anadolu işgalinde Avrupa'ya karşı hep Türkler'i savundu. Millî Mücadele döneminde Anadolu'daki direnişe destek vermesi ve kendi ülkesi olan işgalci Fransa'yı ağır bir dille eleştirmesiyle Loti, Türk halkının da sempatisini kazandı. Öyle ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi 4 Ekim 1921' de Pierre Loti' ye şükranlarını sunan bir mektup yolladı. Bununla birlikte Pierre Loti, 1920 yılında "İstanbul Şehri Fahri Hemşehrisi" olarak kabul edildi ve onun adını taşıyan bir de cemiyet kuruldu. Daha sonraları İstanbul'da Divanyolu'nda bir caddeye "Pierre Loti Caddesi" ve Eyüp'te bir kahvehaneye de "Pierre Loti kahvesi" adı verildi. Günümüzde bu kahvehanenin olduğu tepe de Pierre Loti Tepesi olarak anılmaktadır.

Pier Loti tepesinde bulunan mekanlardan birini oturmak için tercih edebilir ve eşsiz güzelliklerin keyfini doyasıya çıkarabilirsiniz.

Adres: Pierre Loti Tepesi Turistik Tesisleri, İdris Köşkü Caddesi  Eyüp / İSTANBUL
Telefon: +90(212) 497 13 13






GALATA KULESİ
Galata Kulesi 528 yılında inşa edilmiş İstanbul’un Galata semtinde yer alan (Karaköy’ün üst kısmı) ve şehrin en önemli sembolleri arasında yer alan bir kuledir. Kuleden İstanbul’un sahil kesimi başta olmak üzere Haliç ve İstanbul Boğazı panoramik olarak izlenebilmektedir.

Galata Kulesi dünyanın en eski kulelerinden biri olarak kabul edilmektedir. Galata Kulesi 528 yılında Bizans İmparatoru Anastasius tarafından Fener Kulesi olarak inşa edilmiştir. 1204’deki IV.Haçlı Seferi’nde yüksek düzeyde hasar alan kule, 1348’de Cenevizliler tarafından yığma taşlar kullanılarak İsa Kulesi adıyla Galata surlarına ek olarak yeniden restore edilmiştir. Ayrıca o yıllarda kentin en yüksek binasıdır.

1445-1446 yılları arasında Galata Kulesi yükseltilmiştir. Daha sonra Türklerin eline geçmiş ve her yüzyılda bir restore edilmiş ve tamir edilmiştir. 16.yüzyıla gelindiğinde ise Kasımpaşa tersanelerinde çalışan Hristiyan savaş esirlerinin barınağı olarak kullanılmıştır. Sultan III. Murat zamanında ise burada bir rasathane kurulmuş ve bu rasathane 1579’da kapatılmıştır.

IV.Murat döneminde yani 17.yüzyılın ilk yarısında Hezarfen Ahmet Çelebi tahtadan yaptırdığı kartal kanatlarını sırtına takıp (1638) Galata Kulesi’nden Üsküdar’a uçmuştur. Avrupa’nında ilgisini çeken bu uçuş hakkında İngiltere’de Gravürler yapılmıştır. Hala daha Dünya’nın birçok yerinde bu uçuşla ilgili yazılar, maketler ve videolar bulunmaktadır.

1717 yılı itibariyle ise Galata Kulesi Yangın Gözleme kulesi olarak kullanılmıştır. III.Selim döneminde ise çıkan bir yangında kulenin yarısından fazla bir bölümü yanmıştır. Kule onarılmış ve 1831 yılında tekrar bir yangında hasar görmüştür. 1875 yılında ise Çatı Külahı devrilmiştir. 1965’te başlanıp 1967’de bitirilen son onarımla ise kulenin günümüzde ki görünümü sağlanmıştır.

Galata Kulesi her gün 09.00 ile 19.00 saatleri arasında gezi için açık durumdadır. Galata Kulesinin 9.katı ise gündüzleri kafeterya akşam saatlerinde ise restaurant olarak hizmet vermektedir. Galata Kulesi restaurantı her gün 20.00 ile 00.30 arasında hizmet vermektedir.

İstanbul Galata Kulesi Giriş Ücreti(2019) Öğrenci, Tam ve Turist olmak üzere 3 farklı ücret tipi mevcuttur.

Yerli Turistlere uygulanan fiyatlar Öğrenciler için 7.5 TL iken sivil vatandaşlar için 15 TL olarak belirlenmiştir.

Yabancı Turistler için ise giriş ücreti 25 TL olarak belirlenmiştir. Ücretler Galata Kulesi girişinde kapıda alınmaktadır.

Yine Galata Kulesi içinde yer alan 4 Boyutlu İstanbul Helikopter Turuna katılmak istemeniz durumunda 13 TL Ek Ödeme yapmanız gerekmektedir.



GALATA KULESİ'NDE KAHVALTI KEYFİ
Şehrin eşsiz manzarası ve harika bir kahvaltı… Galata Kulesi restoranı size eşsiz bir kahvaltı deneyimi de sunuyor. Akşam yemeklerinin vazgeçilmez mekanlarından biri olan Galata Kulesi Restaurant aynı zaman da sabah kahvaltıları içinde değişilmez bir mekan halini aldı.

Diğer yazılarımızda bahsettiğimiz tarihi dokusu, eşsiz İstanbul Panoramasıyla gönlümüzü fetheden Galata Kulesinde kahvaltı yapmakta ayrı bir tat… Hafta sonları için açık büfe kahvaltılar İstanbul’da fazlasıyla meşhur olmuşken, Galata Kulesi Restaurant’ın kahvaltısını denememek olmaz hem de bu muhteşem manzaraya karşı.

İstanbul’a bir de sabah saatlerinde bu kadar yüksekten 360 derece bakmayı denemenizi özellikle öneririz.

Peki neler var Galata Kulesi Kahvaltısında;

Galata Kulesi Restaurant Kahvaltı için bir tabak sunmuş. İçeriğinde ise;

Beyaz Peynir, kaşar peynir, otlu peynir, örgü peynir, dana jambon, salam, zeytin, domates, salatalık, tereyağı, kayısı, incir, iç ceviz
Serpme Ürünler; Bal, kaymak, reçel, kek, siyah zeytin, çizik zeytin bulunmakta...

Adres: Bereketzade, Galata Kulesi Sk. Beyoğlu/İstanbul



GALATA KÖPRÜSÜ
Galata Köprüsü, İstanbul'da Haliç üzerine yapılmış, Karaköy'le Eminönü'nü birleştiren köprüdür. 1994 yılı Aralık ayında tamamlanarak hizmete girmiş olan ve günümüzde hizmet vermekte olan Galatasaray Köprüsü, 490 metre uzunluğunda ve 80 metrelik kısmı açılabilen bir baskül köprüdür.

Eğer balık tutmayı seviyorsanız Galata Köprüsü'nden oltanızı atıp balığınızı tutabilir ama ben balık tutmakla uğraşamam, balık yemeği seviyorum diyorsanız, o zaman Galata Köprüsü'nün altındaki denizle iç içe olan balık restoranlarının birinde manzaraya karşı keyifle balığınızı yiyebilirsiniz.

Adres: Kemankeş Karamustafa Paşa, Galata Köprüsü, Beyoğlu - İSTANBUL